gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2013 Çarşamba

Uludağ Kaçamağı

Sonunda Rusya'dan döndüm.
Herkese Rusya maceralarımı o kadar çok anlattımki artık başka şeylerden bahsetmek istiyorum.
Bu nedenle ilk girişimi geçen hafta mecburiyetten ertelediğim uludağ tatilimizle yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz Sevgililer günü için sevgili eşime sürprizim "uludağ kaçamağı"ydı. Bir gün öncesinden tüm hazırlıklar yapıldı ve cuma akşamı direk iş çıkışı yola çıktık. Doooooğru Bursa. Gece Bursa'daki bir yakınımızda kaldık. Onları da gitmişken görmemek olmazdı. Özellikle bunun için bir gün önceden yola çıktık. Hem de orada dinlenme fırsatı bulduk.
Ertesi gün de sabah erkenden yola çıktık. Ve otelimize yerleşir yerleşmez kendimi bembeyaz karlara attık.
2. Bölgedeki Monte Baia otelde kaldık. Çok güzel, temiz ve sakin bir oteldi. En büyük avantajı hemen önündeki pistin yeni başlayanlar için çok uygun olmasıydı.
Cem daha önceki tüm ısrarlarıma rağmen bu sene ilk defa kayağı deneyecekti. Kendimizi piste atar atmaz hemen eğitime başladık.
Öğle yemeğine kadar Cem'e önce düşmeyi, sonra kalkmayı ve en son kaymayı öğretmiş olmanın haklı gururuyla karnımızı doyurduktan sonra beraberce kaymanın tadına da vardık. Sonra zirvede küçük bir mola verip sahleplerimizi yudumladık.
Akşam olduğunda artık yorgunluktan bayılmak üzereydik ikimizde. Ama yine de yemeğimizi yedikten sonra 1. bölgeye gitmemek olmazdı. Tesadüf eseri arkadaşlarımızın da Uludağda olduğunu öğrenince otomatikman akşam programımız belirlendi zaten. Yemeklerimizi yiyip hazırlandıktan sonra bir taksiye atlayıp birinci bölgeye geçtik. Arkadaşlarla beraber sıcak şaraplarımızı yudumladık, tatlı tatlı sohbetler edip, uzun süredir görüşememiş olmanın acısını çıkardık. Sonra biz otele doğru yola koyulduk ancak suratımıza vuran soğuk uykumuzu artık kaçırmıştı.
İnelim barda bir şeyler içelim derken dışarıda kızak yapanlara takıldı gözümüz.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Volgograd Macerası

Offf günlerdir bir şeyler yazamamış olmanın sıkıntısını yaşıyorum. Daha önceki yazımda bahsetmiştim Rusya'dayım diye. Hala Rusya'nın Volgograd şehrindeyim. Bir alışveriş merkezi şantiyesine geldim buralara. Çok ani oldu, hatta 2-3 günlüğüne işimi bitirip dönmeyi planlarken bugün 7. günü bitirdim. Ve en erken Cuma günü dönebileceğim gibi gözüküyor. Haftasonunu saymazsak tüm zamanım şantiyede geçti. Haftasonu da buranın meşhur olduğunu söyledikleri Motherland Calls' a gittim. Çok güzel bir parkın içerisinde bulunana bu heykel öğrendiğim kadarıyla Rusya'nın en büyük heykeliymiş. Buranın konum olarak savaş zamanı stratejik bir önemi varmış. Hatta savaşın burada bittiğini söylediler. Hala bazı bölgelerde savaşın izleri devam ediyor hatta. Çok zulüm görmüşler, çok kayıplar vermişler. Bu Anıt da bunun anısına yapılmış. 
Benim gezdiğim gün buranın erkekler günüymüş, bu nedenle çok kalabalıktı. Aynı 8 mart kadınlar günü gibi burada erkekler gününü de çok önemsiyorlar. O akşam herkes eğleniyor ve o günü tatil ilan ediyorlarmış. (tabi biz açılış öncesi yoğunluktan dolayı çalıştık)
 Gerçekten görülmeye değer, büyüleyici bir yerdi. Ama inanılmaz soğuktu. Fotoğraf çekeyim diye çırpınırken parmaklarımın donmaya başladığını ve resmen uyuştuğunu hissettim. Bu nedenle gidip yemeğimi yedikten sonra koşa koşa kendimi otele atıverdim. Buradaki en büyük zorluklardan biri kimsenin ingilizce bilmiyor olması. Alfabeleri farklı olduğu için okuduğumu da anlamıyorum. Böyle zamanlarda en büyük yardımcım google translate oldu tabi. Çok sıkıştığımda da burdaki Türk çalışanları arayıp benim yerime konuşmalarını istedim. Neyseki çok büyük destekleri oldu bana. Bırakın alışveriş yapmayı, yiyeceğiniz yemeği bile seçemiyorsunuz çoğu zaman. Hele taksiye bineyim bir yere gideyim demek tam bir işkence. Bir gün sırf bunun yüzünden gitmek istediğim yere yürüyerek gittim. 
Daha önce defalarca seyahat etmiş, bir çok ülke gezmiş olmama rağmen ilk defa iş nedeniyle tek başıma yurtdışına çıkıyordum. Ve bu bir avrupa ülkesi olmadığı için de zorluk çekeceğimi biliyordum aslında. Bunun zorluklarıyla ilgili deneyim yaşayanları fazlasıyla dinlediğim için aslında hazırlıklıydım yaşayacaklarıma. 

En büyük tesellim; gideceğim şantiyenin Türk inşaat firması tarafından idare ediliyor olmasıydı.
İnşaat firması Türk olduğundan, çalışanlar da Türk ve Özbeklerden oluşuyordu. Anlaşmakta çok sıkıntı çekmesem de sınırlarımın zorlandığı zamanlar da oldu tabi. Bir kere buraya bayan olarak gelmek yaşadığım zorlukların en büyüğüydü. Herkesin "deli mi bu ne işi var burada" bakışlarına maruz kaldım defalarca. Açılış öncesi özellikle gece geç saatlere kadar o adamların başında işin kontrolünü yapmak için bulunduğum saatler burada yaşadığım günlerin en zor zamanlarıydı. İnsanlarla uğraşmak, özellikle hiç bilmediğin tanımadığın bir ülkede uğraşmak çok zor. Bu nedenle bu bir haftalık süreyi kendim için çok büyük bir tecrübe olarak görüyorum. 
Tabi bunun yanında çok iyi insanlar da tanıdım ve kendimi çok sevdirdim sanırım. Bugün açılış sırasında tüm ofis çalışanları ve müdürler Akvarel Alışveriş Merkezi önünde fotoğraf çekildik. Tüm karşı koymalarıma rağmen beni de o fotoğraf karesine aldılar:S Bir ara Proje Müdürüne göndermiyorsunuz beni bir de kadroya mı alacaksınız diye takılsam da hala dönüş biletimi almamakta kararlı. Kendisi ilk tanıştığımızda en çok şaşıran insanlardan biriydi. Elinde bir proje saçma sapan detaylardan başlayıp anlatmaya çalışırken mimar olduğumu söylediğimdeki yüz ifadesi bile görülmeye değerdi. Sanırım ben de "bana mı anlatıyorsun şimdi sen bunu" der gibi bir bakış atmış olmalıyımki "pardon ya" dedi. Sonra işi direk ele alışım ve sonrasındaki performansım sonunda işi tamamen benim üstüme yıkıp aradan çekildi. Sırf bu yüzden beni geri göndermeyeceğini bilseydim kesinlikle böyle yapmaz, saftirikler gibi ortada dolanır ve iki gün sonra geri dönüş biletimi aldırırdım :)))) 
Eşimi ve Lodosu çok özlediğimi bir kenara bırakırsak burada olmaktan bir şekilde keyif almaya da çalışıyorum aslında. 
En keyif aldığım bölüm işin teslimini yapacağımız Fransızlarla iletişim halinde olmak sanırım. Onların da ingilizce konusunda çok cömert oldukları söylenemese de en azından Ruslara göre daha iyi anlaşıyoruz. Başımın belası Sevelin'i saymazsak proje müdürleri ve şantiye şefleri şeker insanlar. Hatta buradaki Türkler onlarla pek anlaşamadığı için onlar direk bana sarmış durumdalar. Sürekli birşeyler istiyorlar. Özellikle Fransız Şantiye şefine döneceğimi söylediğim zaman çok üzüldü. Sırf onlar yüzünden buradaki işlerimi bugünkü açılışla kısmen tamamlamış olmama rağmen yarın açılış şerefine verecekleri yemeğe katılmamı istedikleri için en az iki gün daha kalıyorum. Bu maceraya sadece iki kazak, üç pantolonla geldiğim için şuan kara kara yarın ne giyeceğimi düşünüyorum tabi. Koca şantiyede aylardır çalışanlar varken ben bir anda kendimi bu yemeğe katılacak 5 kişinin içerisinde bulduğum için de şanslı olduğumu düşünüyorum tabi. Enteresan olacak kesinlikle.

Şimdilik bu kadar. Dün gece geç saatlere kadar çalışmış olmanın yorgunluğunu henüz atabilmiş değilim üzerimden. Daha sonra uzun uzun yazmak için fırsatım olur umarım.

Bu yazımı önce eşimin okuyacağını biliyorum. Sürekli whatsapptan iletişim halindeyiz ama onu çoooook özlediğimi buradan söylemeden edemeyeceğim. Sanırım bu seferki ayrılık onun geçen ayki iş seyahati nedeniyle ayrı kalış süremizden daha fazla olacak.
Dönünce doya doya beraber geçireceğimiz günlerin tadını çıkarmak için şimdiden planlarımız hazır.
Artık dönmek istiyorum...

22 Şubat 2013 Cuma

Rusya'dan Sevgilerle...

Bugünkü planım size geçen haftasonu kaçamağımız olan Uludağ tatilimizden bahsetmekti.
Ancak inanılır gibi değil ama ben şuan Rusya'dayım.
Ani bir kararla dün Rusya'ya gelmek üzere yola çıktım. Aktarmaydı, rötardı derken 24 saatin sonunda Rusya'nın Volgograd kentine bu sabah anca gelebildim. Otele yerleşip 1-2 saatlik dinlemeden sonra kendimi şantiyede buluverdim. Henüz çok gezme fırsatım olmadı ama iş nedeniyle bir kaç gün dah buralarda olacağım. Fırsat bulursam size buralardan, bulamazsam artık dönüşte biriktirdiklerimle birlikte düzenlenmiş güzel bir kaç post hazırlamayı düşünüyorum.


Şuan tek söyleyebileceğim buranın çok soğuk olduğu. Uludağ'da kara doymuştum o yüzden bu karda çamurda yürümek biraz zulüm gelse de yine de bu beyazın masumiyetini hiçbir şeye değişmem.



14 Şubat 2013 Perşembe

Sisim Meyhanesindeydik...

Bundan sonra gezip gördüğüm mekanları ve yerleri anlatacağımı belirtmiştim.
Dün de tam böyle anlatılası, paylaşılası bir mekandaydık.
Meyhane Sisim
Cumhuriyet Meydanından Kordona girdiğinizde sağdaki ilk mekan. 

Eski okul arkadaşlarımızla buluşmak için bu mekanı seçmiştik. Çok doğru bir seçim olduğunu daha içeri girer girmez anladım.
Beyaz, mavi ve doğallığın uyumu harikaydı gözüküyordu.
Özellikle oturduğumuz masanın arkasındaki bu büfeye ise direk bayıldım.

10 Şubat 2013 Pazar

Uludağ Tatil Programımız

Biliyorsunuz eşim turizmci ve ben de gezenti olunca her fırsatta bir yerlere gidelim, gezelim, görelim derdindeyiz. Mesela geçen sene tam bu zamanlarda, çetin kış şartlarına rağmen Makedonya'ya ve Kosova'ya gidiyorduk. Sonrasında zaten pek yerimizde durduğumuzda da söylenemez, Hem de tüm düğün telaşı arasında yazın 2-3 kez Yunan adaları turu bile yaptık. Balayında rotamız Roma, İbiza, Barcelona'ydı. Sonrasında ikinci kez Üsküp ve Selanik derken bir yandan da 2013 planlarımızı sıralıyorduk.
Şuan gündemde olan Amsterdam, Paris, Amerika turumuza ilave olarak bana kalsa  2-3 ülke daha var ama nazar değmesin diye dillendirmiyoruz artık ;)))
Eğer daha önce nazar değmemiş olsaydı mesela bu haftasonu Venedik'teki Maske ve Kostüm Festivalindeydik. Sağolsunlar tam bu haftasonuna eğitim koyduklarından dolayı artık daha sonraki planlar arasına geçti Venedik. Bu havada çok da akıl karı değildi zaten. Ne işimiz vardı orada değil mi ;)))

Ben de dedim madem öyle, bu havada nereye gidiliiiiiirrrrrrrrrrrrrrrr. Tabiiki Uludağ.
Sevgililer gününü de fırsat bilip hemen Cem'in kardeşine bir telefon açıp bir kaç yer bakması için ricada bulundum. (turizmciyle evlenmenin faydaları)
Sağolsun iki dakikada tüm otelleri döküverdi önüme. Hangi bölgede, odası nasıl, osu nasıl busu nasıl derken, tercihimiz Monte Baia'dan yana oldu.
Tabi tüm bu program Cem' sürpriz olacaktı. Henüz tam anlamıyla söylememiştim sadece minicik çıtlatmıştım. Ancak hesaba katmadığım bir durum vardı. Tüm bu işlemler halledildikten sonra gelen maillerden Cem Uludağ'a gittiğimizi öğrenmiş oldu. Hatta otel ödemelerini de bizzat kendisi yapmış.
Böylelikle bu da ondan bana Sevgililer günü hediyesi oldu.
Daha iyisini düşünemiyorum bile.
Şimdi kayak takımlarımı hazırlamış bir an önce ayın 15i olsun istiyorum.

Teşekkürler Kocacım. ;)))

30 Ekim 2012 Salı

Skopje - Makedonya

Evet Ohri'den sonra rotamız 2 gece kalacağımız Üsküp'tü. 3 saatlik bir yolculuktan sonra Üsküp'e varmış, otelimize yerleşmiştik.
Biz yolda bir şeyler atıştırdığımızdan açlık hissetmiyorduk ancak herkes Üsküp'ün meşhur köftesini merak ettiğinden kendilerini Türk mahallesindeki köfteciye attılar.
Biz de Cem ile gruptan ayrılmış olmanın keyfiyle bundan 8 ay önce gidip kaldığımız bölgeye geçmeye karar verdik. Öncelikle amacımız daha önce geldiğimizde tanıştığımız İgor'u bulmak ve oralarda takılıp bir şeyler içmekti.
Ancak Hristiyan bölgesine geçtiğimizde inanılmaz bir sürprizle karşılaştık.
Vardar köprüsü kenarındaki meydanda bir sahne kurmuşlar, meydanın etrafında standlar ve gençlerin bulunduğu kalabalık bir festival ortamı.
Hemen daldık içeri, her yerde şarap standları, bistrolar ve ellerinde şarap kadehleriyle takılan gençler..  
Hemen biraz etrafta keşif yapıp gözümüze kestirdiğimizden standlardan birine yaklaşıp şaraplarımızı aldık. Hemen karşı standından da peynir ve jambonlarımızı alıp bistrolardan birine kurulduk.


İlerleyen saatlerde gruptaki gençleri de çağırdık. Hep beraber takıldık.
Festivalin son gecesiymiş, o tarihlerde genelde yapılır ve 5 gün sürermiş. Son gecesinde de şansımıza çok iyi bir grup vardı. Gece 2ye kadar sürüyormuş.
Biz artık yorgunluğun ve alkolün de verdiği ağırlıkla saat 1 gibi Vardar köprüsünde elimizde kadehlerimizle güzel bir hatıra fotoğrafı çekildikten sonra otelimize döndük. 

23 Ekim 2012 Salı

Selanik - Manastır - Ohri

o kadar yoğunum, o kadar yorgunum ki bu aralar, fırsat bulamıyorum bir şeyler yazıp karalamaya..

En son yazımda 2. balayımıza gideceğimizden bahsetmiştim. Gittik, gezdik, gördük, eğlendik, geldik.
Sevgili eşim malum turizmci. Geçenlerde de Selanik'teki bir fuar için grupları vardı. Turun programına Üsküp'ü de eklemişler. Üsküp'ün benim için öneminden bahsetmeme gerek yok herhalde. Cem gel deyince kıramadım ;))))) Cuma günü akşamüstü çıktık yola... Yolculuğumuzu otobüsle yapacaktık. "Neeee?" demeyin. benim hayatımdaki en güzel seyahatlerden ikisi yine bu şekilde otobüsleydi. Hem de İspanya'ya kadar. Yol geze geze gidince zaten 5 gün sürüyordu. Gırgır şamata içerisinde artık 5 günü o kadarcık alanda geçirince aile gibi oluyorsun zaten. Otobüs kafa dengi bir grupla yapılacak en güzel seyahat aracı diyebilirim. Hele de gezmek için içinizde biraz heves ve yorulmak bilmeyen bir enerjiniz var ise.. Bu grup da Cem'lerin tüm ısrarlarına rağmen otobüsü seçmiş, Selanik Üsküp arasında gezip görülebilecek o kadar güzel yerler var kiiiii, kesinlikle doğru seçim.
İzmir'den saat 5te yola çıktı. Gece Çanakkale'de yemek molası verip, sonra da karşıya geçtik. Bir ara müzikler eşliğinde eğlenildikten sonra hem yorgunluk, hem de yemeğin verdiği rehavetle herkes uykuya geçmişti artık. Ben arka 5lide en güzel yere bir güzel yerleştim tabi. (tecrübe böyle bir şey)
İpsala sınırından geçtikten sonra sanki başka bir ülkeye değil de bizden bir yere, bizim gibi insanların olduğu, tanıdığımız bildiğimiz, aynı şarkıları dinleyip, aynı iklimi yaşadığımız, aynı tatları alabildiğimiz bir yere gidiyor hissi kapladı içimi. Babaannemin doğduğu topraklara gidiyorduk, memleket havası almaya.. Bunları düşünürken tekrar dalmışım uykuya.
Sabah saatlerinde Selanik'e varmıştık.
 
Otelimize yerleşip, biraz dinlenip, kendimize geldikten sonra herkesi fuara bırakıp attık kendimizi Cem ile sokaklara. Anatolia Hotel şehir merkezine yürüme mesafesinde, hem şık, hem de temiz bir oteldi. Bu nedenle ulaşım aracı olarak her seferinde otobüsü kullanmak zorunda kalmadık. Zaten yürüyüş parkurumuz deniz kenarı olunca bir başka keyifli oluyor malum.
Selanik'in rıhtımı bildiğiniz aynı bizim İzmir kordonunun eski hali.. Hemen arkamda görmüş olduğunuz kule Selanik şehrinin sembolü haline gelmiş, Bizans döneminde Türklerin Yunanlıları esir aldıkları ve hapishane olarak kullanılmış, o zamanki adıyla Kanlı Kule, şimdi ise nedense "Beyaz Kule" olarak anılıyor. 

Biraz yürüdükten sonra artık dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Saat 2den sonra sokaklar iyice canlandı, açık olan dükkanlar da kapandı ve herkes cafelere, restoranlara akın etmeye başlamıştı.
Küçük bir tüyo size, eğer haftaiçi giderseniz 2-4 arası tüm dükkanlar kapalı, haftasonu ise 2den sonra açık dükkan bulmanız çok zor. Pazar gününü zaten söylemeye gerek yok herhalde. İnsanlar rahatttt;))

Biz de onlara ayak uydurduk, Aristotales meydanındaki cafelerden birine oturduk, birşeyler içip, akşam için de bir tavernada rezervasyon yaptırdıktan sonra doğru otele gittik ve akşama kadar dinlendik. 

Bu arada Atatürk'ün doğduğu eve de gitmeyi çok istemiştik, ancak restorasyon nedeniyle 2-3 ay daha kapalı olacakmış. Daha önce ikimiz de görmüş olduğumuz için çok dert etmedik ancak restorasyon sonrasında tekrar gidip görmeyi çok istiyorum..
(Dilerseniz Atatürk'ün eviyle ilgili bilgi almak için bu siteyi inceleyebilirsiniz.)

12 Ekim 2012 Cuma

2. Balayımıza Gidiyoruz..

Sevgili Reçine takipçilerim,
bugün itibariyle evimize internet nihayet bağlandı.
Hatta bugün eve sadece internet bağlanmakla kalmadı, kalorifer bağlandı, bahçe aydınlatmalarımız takıldı, uydularımız bile bağlandı.
He uydu bağlandı da ne oldu. Biz yine televizyon izleyecek fırsat bulamayacağız nasıl olsa..
Ama internet işi gerçekten iyi oldu. Artık rahat rahat post yazabileceğim diyecektim ama maalesef çarşambaya kadar buralarda yokum. (ama biriktirdiklerimle gelip, hızlı bir giriş yapacağım)
Daha birinci balayımızın etkisi geçmeden, sevgili kocamın harika bir organizasyonu sayesinde ikinci balayımıza gidiyoruz cuma akşamı
Bu seferki rotalarımız Selanik ve Üsküp..
Daha önce keşif yapıp gezdiğimiz yerleri şimdi başkalarına da göstereceğiz (bir nevi rehberlik işte)
Biraz da memleket havası alacağız işte..
Şubat ayında da gitmiştik Üsküp'e.. Hatta Sedenler yeğenimin adını Balkan koymaya karar verdiklerinde babam hemen dedi ki Balkanları görmeden Balkan koymak olmaz.. Onlara gezmek için bahane olsun zaten.. Bunun üzerine apar topar ayarladık biletleri.. Seden'in göbişi de çok büyümeden, toplantık 10 kişi Balkanlara gittik. Takım süperdi.
Babamlar, Atalay amcalar, Kuzen Meltem ve Hakan Abi, Sedenler veee o zamanki nişanlım Cem ;)
Gitmek için Balkanların en soğuk günlerini seçmişiz ;))) Ama yine de hem kara doyduk, hem gezmeye..
Cidden burda olsa o havada dışarı çıkmazsın, oturur evinde sıcak kahveni içip en fazla camdan yağan kara bakarsın ama insan öyle bir yere gidince kendini kaybediyor ve herşeyin tadını fazlasıyla çıkarabiliyor.
O kar neredeyse hiç durmadı ama ordaki insanlar alışmış olmalı ki hayatları devam ediyordu.
Sokaklarda herkes normal normal işinde gücünde yürürken biz çocuklar gibi hoplayıp zıplıyorduk.
Karın ve kışın tadını çıkarıyorduk.
Bir yandan da Seden hamile hamile üşümesin ve özellikle düşmesin diye acaip özen gösteriliyordu.
Keşke o özeni bana ve Cem'e de gösterselermiş.
Kimse düşmedi bir Cem bir de ben düştük. Hem de benimki baya bildiğin video kayıtlarına geçti tesadüfen.. Cem'inkini de tüm Üsküp halkı gördü aslında ehehehe

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Samos - Karlovassi

Öncelikle bu yazıma 6 aylık vizemi aldığımı haber vermekle başlayım istiyorum.
Vize evraklarımı toplarken "aman 1 günlük tatil için 3 gündür evrakları toplamaya çalışıyorum" diyip isyan ettiğimde, Cem sürekli beni motive etti. Benim yerime formları doldurdu, yönlendirdi çoooook yardımcı oldu sağolsun. Daha önce böyle işlemlerimizle genelde babam falan uğraşırdı. O yüzden ben çok detaylarını bilmezdim, ilgilenmezdim. Elime evraklar bir şekilde hazır gelir ve hemencik hallolurdu. Bu sefer babam bu görevi direk Cem'e teslim etti. Hatta annemle babamın evraklarını bile neredeyse Cem hazırlayacaktı. Nitekim vizeye başvurduğumuz gün babam şehirdışında olduğundan başvurusunu da biz onun adına yaptık.
Cem ile ben Türsab gezisiyle birlikte gidecektik. Babam ve annemlerin de 12 mayıs cumartesi günü 29. nikah yıldönümleriydi. Bir süredir kardeşimin doğumu ve bizim düğün öncesi tatil planları yapıyorlardı. Böyle bir program çıkınca biz de Cem ile birlikte annemler için bir sürpriz yapalım istedik. Otellerini ve biletlerini ayarlayıp haber verdik ve bu sırada vize işlemlerini de başlatmıştık.
Neyse cuma vizeler geldi ve cumartesi sabah erkenden yola çıktık. Samos'a bizi götürecek tekne Kuşadası'ndan kalkacaktı. Kuşadası'nda grupla buluşuldu, ve artık teknemiz yavaş yavaş adalara doğru yola koyuldu.
 
Vardığımızda Samos'ta bizim grubu bir otobüs karşıladı. Kalacağımız bölge Liman'dan yaklaşık 50 km uzaktaydı. Bu arada annemler bizden önce pasaport işlemlerini halledip araç kiralamaya gitmişler. Bizle takılmalarını istediğimiz halde onlar başbaşa olmayı tercih ettiler. Zaten babam böyle planlanmış tur programlarından pek hoşlanmaz. Her seyahatte mutlaka bir süre sonra gruptan ayrılır ve farklı yerler keşfetme peşine düşerler.
Biz otobüse yerleşmeye çalışırken bir baktık mavi bir jeep limana doğru yaklaşıyor. Direksiyonda annem, yanında çılgın babam.. O an otobüsten inip jeepin arkasına atlayasım geldi. Limandan Karlovassiye giderken bizi takip ettiler.
Sonrasından biz kilise ve Karlovassinin sahillerini gezerken, onlar Karlovassinin bütün ara sokaklarına girmiş, bütün dükkanları tek tek gezmiş ve en güzel restoran ve kafeleri seçip karınlarını doyurmuşlar bile. Biz de bu sırada Yunanlı dostlarımızın bizi ağırlayacağı restorana doğru yola koyulmuştuk. Yunan ve Türk mutfağı birbirinden çok farklı olmasa da bize sundukları ikramlar gerçekten değişik ve lezzetliydi.
Yemekten sonra en keyifli programa sıra gelmişti. Sürat motorlarıyla hoplaya zıplaya Karlovassi çevresindeki koyları gezmeye gittik.
Tekneden indiğimizde artık herkes yorgunluktan bitkin düşmüştü. Küçük bir dinlenme molasından sonra Karlovassi belediyesinde düzenlenen kokteyle geçildi. Bu kokteyl sırasında Seferihisar Belediye Başkanı ve İzmir Turizm Acentaları ile Samos Belediye Başkanları ve Karlovassi'deki otelciler karşılıklı görüşeceklerdi. Zaten bu gezinin amacı da 26 Mayıs 2012 tarihinden itibaren İzmir Seferihisardan Karlovassi arasında yapılacak karşılıklı seferlerin düzenlenmesi sonucunda oluşacak işbirliğinin yapılandırılmasıydı. Kokteyl sonrasında da bizi bir tavernada ağırladılar. Çok kalabalık bir grupla çok keyifli vakit geçirdik. Bir yandan Yunan müzikleri, sirtakiler, bir yandan Türk müzikleri, İzmir'in Kavakları derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. İlk başta pek oynamayıp izlemeyi tercih etsek de sonrasında oturmak bile istemedik diyebilirim.

Tunç Başkan
O ortamda tam bir Yunan Türk dostluğu vardı. Aynı damak tadına sahip olduğumuz, aynı müziklerle, aynı şarkılarla kolkola dansedebildiğimiz, birbirimizin dilini konuşamasak da birbirimizi bir bakışla, bir gülümsemeyle başka dillere bile ihtiyaç duymadan anlayabildiğimiz bir toplumla nasıl düşman olunabilirki. "Aynı şarkılara" farklı sözcüklerle eşlik ettiğimiz şarkılarla hep beraber kadeh kaldırıp eğlendiğimiz o müthiş gece maalesef bitmişti artık. Herkes dinlenmeye çekilmişti.
Pazar günü bizi yine yoğun bir program bekliyordu. Otobüsü bırakıp yolumuza jeeplerle devam edecektik artık. Pisagorun mağarasına gidecektik. Toprak ve engebeli bir yol olduğundan otobüs çok uygun olmayacaktı tabi.
hedefe yaklaşıyoruz
Kısa süreli bir yolculuk sonrasıda aracı kullanan bayan bize sol tarafımızda tepede bir chapel gösterdi. "Ay o da ne, kim, nasıl yapmış onu, nasıl çıkıyorlar oraya" falan derken, araçtan indiğimizde, kendimizi grubun arkasından o kayalıklara tırmanırken bulduk. Merdivenler yapılmış aslında ama gerçekten çıkarken defalarca vazgeçip dönmek istediğimiz zorlu bir parkurdu. Ama hedefe ulaştığımızda gerçekten değmişti. Harika bir yerdi. He bir daha gider miyim, zannetmiyorum. Ancak gidip de görülmesi gereken bir yer diyebilirim. Tabi kalbiniz ve tansiyonunuz yoksa. Uzun süre kalp atışlarım düzene girmedi. Bir de ne cesaret ayağımda topuklularla çıktım onu da bilmiyorum.
Sonunda ulaştık :)
Aşağı baktığında insanın başını döndürüyor.

İnip biraz dinlendikten sonra Kampos'a doğru yola koyulduk. Kampos'taki otelcilerle de küçük bir görüşme yaptıktan sonra Kampos'taki şirin bir restaurantta yemek yedik.
Arkasından otobüse atlayıp kısa bir yolculuk sonrası Ormos'a geçtik. Orada da tatlılarımızı yedikten sonra hızlıca limana doğru yola koyulduk. Arada bir kaç yer daha görmüşüz ancak artık benim pilim bittiğinden uyuyakalmışım. Gözümü açtığımda limana gelmiştik. Sonradan öğrendimki annemler oraya gitmişler keşfetmişler ve en çok da Pythogonon'u beğenmişler. Artık bir dahakinden rotamıza oradan başlayacağız.

Bu geziyi düzenleyen Türsab'a, Türsab yönetim kurulu üyesi sevgilime ve en önemlisi Seferhisar ve Karlovasi arasındaki seferlerin yapılmasına öncülük eden ve bunun için büyük çaba gösteren Tunç Başkan'a huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok başarılı bir proje olacağına, yakın olmasının da verdiği avantajla talebin de çok fazla olacağına eminim.
Bu kadar yakınımızda böyle bir cennet olduğunu görmeyen kalmamalı İzmir'de bence. Aynı şekilde oradan da İzmir'imizi, ilk sakin şehirimiz seçilen Seferihisar'ımızı görmeye gelecek binlerce insan olacaktır.
Ben bir daha gideceğim. Sizleri de bekleriz..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...