7 Mart 2013 Perşembe

Düğünde Palmiye Yaprakları

Biz denizi seven bir ırkız. "Ayağımı denize sokamadım daha." diye söylenecek kadar önemlidir bizim için. Yaz düğünlerinde de sıklıkla deniz temaları kullanmak isteriz. Bizim temalar "navy" yani "denizci"den ziyade kum, güneş, midye kabuğu üçlüsü arasında.

Bu üçgenden çıkıp, orjinal bir deniz konsepti yaratmak isterseniz daha tropik bir tema önerebilirim size: Palmiye yaprakları.

Düğünü zaten İzmir'de yapıyorsanız, karşınıza çıkan ilk ağacın palmiye olması işinizi hayli kolaylaştırır. Diğer şehirlerde ise bu havayı yaşatmak için sadece palmiyenin yapraklarını aksesuarlarda kullanabilirsiniz. Masa örtüsünün kenarlarında, peçetelik, peçete halkası veya sadece masa süsü olabilirler. Koyu yeşil ve turuncu kontrastını hatırlatmakta fayda var.


gelinish

6 Mart 2013 Çarşamba

Gorkemli Bir Düğün


Son dönemde dillerden düşmeyen Muhteşem Yüzyıl dizisiyle birlikte Topkapı Sarayı'nın ziyaretinden tutun da, Hürrem'in zümrüt yüzüğüne inanılmaz bir artış oldu. 

Kendinizi bu trende kaptırıp sultan gibi hissetmek isterseniz, öncelikle bir yalı seçin. Aşağıdaki giriş bana İstanbul'daki Sait Halim Paşa Yalısı'nı çağrıştırıyor.

Renk katalogumuzda orman yeşilinden, zümrüdi yeşile yeşilin tüm tonlarına ek olarak; lila rengini yer veriliyor.
Karşılamada daha pozitif fıstık yeşillerinden isimlikler kullanabilirsiniz.Yine lila tonlarında çiçeklerle süsleyebilirsiniz.
Masa numaraları ve çiçeklerde oryantal dokunuşları hissedebilirsiniz. Koyu yeşil masa örtüsü üzerinde sunacağınız yemeğin daha da iştah kabartacağından eminim.

Uludağ Kaçamağı

Sonunda Rusya'dan döndüm.
Herkese Rusya maceralarımı o kadar çok anlattımki artık başka şeylerden bahsetmek istiyorum.
Bu nedenle ilk girişimi geçen hafta mecburiyetten ertelediğim uludağ tatilimizle yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz Sevgililer günü için sevgili eşime sürprizim "uludağ kaçamağı"ydı. Bir gün öncesinden tüm hazırlıklar yapıldı ve cuma akşamı direk iş çıkışı yola çıktık. Doooooğru Bursa. Gece Bursa'daki bir yakınımızda kaldık. Onları da gitmişken görmemek olmazdı. Özellikle bunun için bir gün önceden yola çıktık. Hem de orada dinlenme fırsatı bulduk.
Ertesi gün de sabah erkenden yola çıktık. Ve otelimize yerleşir yerleşmez kendimi bembeyaz karlara attık.
2. Bölgedeki Monte Baia otelde kaldık. Çok güzel, temiz ve sakin bir oteldi. En büyük avantajı hemen önündeki pistin yeni başlayanlar için çok uygun olmasıydı.
Cem daha önceki tüm ısrarlarıma rağmen bu sene ilk defa kayağı deneyecekti. Kendimizi piste atar atmaz hemen eğitime başladık.
Öğle yemeğine kadar Cem'e önce düşmeyi, sonra kalkmayı ve en son kaymayı öğretmiş olmanın haklı gururuyla karnımızı doyurduktan sonra beraberce kaymanın tadına da vardık. Sonra zirvede küçük bir mola verip sahleplerimizi yudumladık.
Akşam olduğunda artık yorgunluktan bayılmak üzereydik ikimizde. Ama yine de yemeğimizi yedikten sonra 1. bölgeye gitmemek olmazdı. Tesadüf eseri arkadaşlarımızın da Uludağda olduğunu öğrenince otomatikman akşam programımız belirlendi zaten. Yemeklerimizi yiyip hazırlandıktan sonra bir taksiye atlayıp birinci bölgeye geçtik. Arkadaşlarla beraber sıcak şaraplarımızı yudumladık, tatlı tatlı sohbetler edip, uzun süredir görüşememiş olmanın acısını çıkardık. Sonra biz otele doğru yola koyulduk ancak suratımıza vuran soğuk uykumuzu artık kaçırmıştı.
İnelim barda bir şeyler içelim derken dışarıda kızak yapanlara takıldı gözümüz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...