27 Şubat 2013 Çarşamba

Volgograd Macerası

Offf günlerdir bir şeyler yazamamış olmanın sıkıntısını yaşıyorum. Daha önceki yazımda bahsetmiştim Rusya'dayım diye. Hala Rusya'nın Volgograd şehrindeyim. Bir alışveriş merkezi şantiyesine geldim buralara. Çok ani oldu, hatta 2-3 günlüğüne işimi bitirip dönmeyi planlarken bugün 7. günü bitirdim. Ve en erken Cuma günü dönebileceğim gibi gözüküyor. Haftasonunu saymazsak tüm zamanım şantiyede geçti. Haftasonu da buranın meşhur olduğunu söyledikleri Motherland Calls' a gittim. Çok güzel bir parkın içerisinde bulunana bu heykel öğrendiğim kadarıyla Rusya'nın en büyük heykeliymiş. Buranın konum olarak savaş zamanı stratejik bir önemi varmış. Hatta savaşın burada bittiğini söylediler. Hala bazı bölgelerde savaşın izleri devam ediyor hatta. Çok zulüm görmüşler, çok kayıplar vermişler. Bu Anıt da bunun anısına yapılmış. 
Benim gezdiğim gün buranın erkekler günüymüş, bu nedenle çok kalabalıktı. Aynı 8 mart kadınlar günü gibi burada erkekler gününü de çok önemsiyorlar. O akşam herkes eğleniyor ve o günü tatil ilan ediyorlarmış. (tabi biz açılış öncesi yoğunluktan dolayı çalıştık)
 Gerçekten görülmeye değer, büyüleyici bir yerdi. Ama inanılmaz soğuktu. Fotoğraf çekeyim diye çırpınırken parmaklarımın donmaya başladığını ve resmen uyuştuğunu hissettim. Bu nedenle gidip yemeğimi yedikten sonra koşa koşa kendimi otele atıverdim. Buradaki en büyük zorluklardan biri kimsenin ingilizce bilmiyor olması. Alfabeleri farklı olduğu için okuduğumu da anlamıyorum. Böyle zamanlarda en büyük yardımcım google translate oldu tabi. Çok sıkıştığımda da burdaki Türk çalışanları arayıp benim yerime konuşmalarını istedim. Neyseki çok büyük destekleri oldu bana. Bırakın alışveriş yapmayı, yiyeceğiniz yemeği bile seçemiyorsunuz çoğu zaman. Hele taksiye bineyim bir yere gideyim demek tam bir işkence. Bir gün sırf bunun yüzünden gitmek istediğim yere yürüyerek gittim. 
Daha önce defalarca seyahat etmiş, bir çok ülke gezmiş olmama rağmen ilk defa iş nedeniyle tek başıma yurtdışına çıkıyordum. Ve bu bir avrupa ülkesi olmadığı için de zorluk çekeceğimi biliyordum aslında. Bunun zorluklarıyla ilgili deneyim yaşayanları fazlasıyla dinlediğim için aslında hazırlıklıydım yaşayacaklarıma. 

En büyük tesellim; gideceğim şantiyenin Türk inşaat firması tarafından idare ediliyor olmasıydı.
İnşaat firması Türk olduğundan, çalışanlar da Türk ve Özbeklerden oluşuyordu. Anlaşmakta çok sıkıntı çekmesem de sınırlarımın zorlandığı zamanlar da oldu tabi. Bir kere buraya bayan olarak gelmek yaşadığım zorlukların en büyüğüydü. Herkesin "deli mi bu ne işi var burada" bakışlarına maruz kaldım defalarca. Açılış öncesi özellikle gece geç saatlere kadar o adamların başında işin kontrolünü yapmak için bulunduğum saatler burada yaşadığım günlerin en zor zamanlarıydı. İnsanlarla uğraşmak, özellikle hiç bilmediğin tanımadığın bir ülkede uğraşmak çok zor. Bu nedenle bu bir haftalık süreyi kendim için çok büyük bir tecrübe olarak görüyorum. 
Tabi bunun yanında çok iyi insanlar da tanıdım ve kendimi çok sevdirdim sanırım. Bugün açılış sırasında tüm ofis çalışanları ve müdürler Akvarel Alışveriş Merkezi önünde fotoğraf çekildik. Tüm karşı koymalarıma rağmen beni de o fotoğraf karesine aldılar:S Bir ara Proje Müdürüne göndermiyorsunuz beni bir de kadroya mı alacaksınız diye takılsam da hala dönüş biletimi almamakta kararlı. Kendisi ilk tanıştığımızda en çok şaşıran insanlardan biriydi. Elinde bir proje saçma sapan detaylardan başlayıp anlatmaya çalışırken mimar olduğumu söylediğimdeki yüz ifadesi bile görülmeye değerdi. Sanırım ben de "bana mı anlatıyorsun şimdi sen bunu" der gibi bir bakış atmış olmalıyımki "pardon ya" dedi. Sonra işi direk ele alışım ve sonrasındaki performansım sonunda işi tamamen benim üstüme yıkıp aradan çekildi. Sırf bu yüzden beni geri göndermeyeceğini bilseydim kesinlikle böyle yapmaz, saftirikler gibi ortada dolanır ve iki gün sonra geri dönüş biletimi aldırırdım :)))) 
Eşimi ve Lodosu çok özlediğimi bir kenara bırakırsak burada olmaktan bir şekilde keyif almaya da çalışıyorum aslında. 
En keyif aldığım bölüm işin teslimini yapacağımız Fransızlarla iletişim halinde olmak sanırım. Onların da ingilizce konusunda çok cömert oldukları söylenemese de en azından Ruslara göre daha iyi anlaşıyoruz. Başımın belası Sevelin'i saymazsak proje müdürleri ve şantiye şefleri şeker insanlar. Hatta buradaki Türkler onlarla pek anlaşamadığı için onlar direk bana sarmış durumdalar. Sürekli birşeyler istiyorlar. Özellikle Fransız Şantiye şefine döneceğimi söylediğim zaman çok üzüldü. Sırf onlar yüzünden buradaki işlerimi bugünkü açılışla kısmen tamamlamış olmama rağmen yarın açılış şerefine verecekleri yemeğe katılmamı istedikleri için en az iki gün daha kalıyorum. Bu maceraya sadece iki kazak, üç pantolonla geldiğim için şuan kara kara yarın ne giyeceğimi düşünüyorum tabi. Koca şantiyede aylardır çalışanlar varken ben bir anda kendimi bu yemeğe katılacak 5 kişinin içerisinde bulduğum için de şanslı olduğumu düşünüyorum tabi. Enteresan olacak kesinlikle.

Şimdilik bu kadar. Dün gece geç saatlere kadar çalışmış olmanın yorgunluğunu henüz atabilmiş değilim üzerimden. Daha sonra uzun uzun yazmak için fırsatım olur umarım.

Bu yazımı önce eşimin okuyacağını biliyorum. Sürekli whatsapptan iletişim halindeyiz ama onu çoooook özlediğimi buradan söylemeden edemeyeceğim. Sanırım bu seferki ayrılık onun geçen ayki iş seyahati nedeniyle ayrı kalış süremizden daha fazla olacak.
Dönünce doya doya beraber geçireceğimiz günlerin tadını çıkarmak için şimdiden planlarımız hazır.
Artık dönmek istiyorum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...