27 Kasım 2011 Pazar

Bozcaada



Bozcaadaya 2 sene önce yolumuz düşmüştü. 7 kişilik bir arkadaş grubuyla kurban bayramında soluğu adada almıştık. Yazın keşmekeşi geçmişken , bağ bozumundan aylar sonra ordaydık aslında.. Hava serin, hafif kışa çalsa da insanları, esnafı o kadar sıcaktı kii rüya gibi 3 gün geçirmiştik o küçücük adada.. Seneler sonra tekrar oraya gideceğimize söz verip, kendimizden bir iz bırakmak için de deniz kenarındaki dilek ağacına küçük notlarımızı yazmıştık.
Bir akşamüstümüzü Adanın batı tarafında bulunan rüzgar güllerinde geçirdik. Araştırmalarımız sonucunda herkes rüzgar güllerine gitmeden dönmeyin demişti. Hayatımda gördüğüm en büyüleyici günbatımıydı diyebilirim.. Mutlaka sizler de gittiğinizde uğramalısınız.. Giderken yol üzerindeki şarap fabrikalarından şaraplarınızı almayı unutmayın.
 Kaldığımız Aloha Butik otelin sahibi o kadar tatlı bir insandıki bizi sanki kendi evinde ağırlıyormuş kadar sıcak ve candandı. Adanın çarşısından etimizi, sebzemizi malzememizi alıp Kale manzarası karşısında yaktığımız mangalın keyfi hala aklımdadır. Hele sabah kahvaltıları.. Ev reçelleri, ballar kaymaklar, börekler..
Bu arada nerede kalırsanız kalın bir akşam kesinlikle deniz kenarındaki restaurantlardan birinde şöyyylleee güzel bir balık yiyin, üzerine de gül tatlısından :) Sonra da alın şarabınızı Aloha Otelin altındaki iskelede sabahlayın..
Unutmadan; Rum ve Türk mahallelerin bütün ara sokaklarını karış karış gezin ama sakın kapalı gördüğünüz çan kulelerine çıkayım falan demeyin. Senelerdir duyulmayan Çan sesini duyan mahalle sakinleri sonrasında size hiç de sakin davranmıyorlar :))


Kendi Bozcaada gezimizden ufak ufak bahsetmişken Bozcaadayla ilgili genel bir bilgi vermemek olmaz değil mi..
 Bozcaada, Ege Denizi’nin kuzeyinde, Çanakkale iline bağlı küçük bir ada. Türkiye’nin üçüncü büyük adası olarak Çanakkale Boğazı’nın hemen girişinde yer alıyor. Yerleşim, adanın kuzeydoğusunda yer alan ilçe merkezinde toplanmış. Bunun dışında herhangi bir köyü bulunmuyor.
Ulaşım büyük bir arabalı vapurla sağlanıyor ve yolculuk ortalama yarım saat sürüyor. Yaz sezonunda karşılıklı yapılan sefer sayısı altıyken, bu sayı kışın üçe iniyor.
Bozcaada tarihi ve mitolojik olarak çok zengin bir bölgede yer alıyor. Antik Troya Kenti, adanın tam karşısında bulunuyor. Mitolojik ismi Tenedos’a eski metinlerde sık sık rastlanıyor. Tenedos, anakaraya ve boğaza yakın olması sebebiyle çağlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir ada.
Bozcaada'nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı. Mitolojik dönemlere kadar uzanan zengin geçmişi henüz ciddi bir arkeolojik kazıyla ortaya çıkarılmamış olmasına rağmen bilmelisiniz ki bu topraklar yüzyıllardır üzerinden geçen çeşitli kültürlerin izlerini saklamaya devam ediyor.
Adanın terk toplu yerleşim yeri Bozcaada Kalesi’nin etrafındaki evlerden oluşan ilçe merkezi. Son 500 yıldır birlikte yaşayan Rum ve Türk halkının kaynaşması sonucunda bir kültür sentezi oluşmuş adada. İki kültür birbirini sadece etkilemekle kalmamış birbirine benzemeye de başlamış. Bozcaada’ya özgü bu sosyolojik durum başka bir ülkeye gelmiş hissi yaratıyor bazen...
Bozcaada bir şarap adası... Bağcılık ve şarapçılık, geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan köklü gelenekler. Adada yaşayıp da bağı olmayan, şarap yapmayı bilmeyen yok gibi. Adanın neredeyse yarısı bağlarla kaplı. Günümüzde şarapçılık geleneğini sürdüren 5 üretici bulunuyor.

Bozcaada’nın en dikkat çekici yanlarından biri de bakir koyları. Adada denize girilebilecek çok sayıda irili ufaklı koy bulunuyor. Temiz denizi ile dalış yapanların da tercih ettikleri bir yer ada.

Bozcaada Mimarisi;
Bozcaada’nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı. O yüzden tüm yapı ve onarımlar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca (Anıtlar Kurulu) onaylanıyor. Sıkı denetimler sayesinde adada çarpık yapılaşma görülmüyor. Eski mimari dokusu korunuyor ve restorasyonlar kendine özgü yapı tarzı dikkate alınarak yapılıyor.
Ada merkezi Rum ve Türk mahallesi olarak iki kısma ayrılıyor. Zamanında bir dere ile ayrılan mahalleler adı üstünde Türk ve Rum nüfusunun yoğunlaştığı yerler. Doğal olarak kendi kültürlerinden gelen mimari özellikleri barındırıyorlar.
Türk mahallesi, tek katlı taş ve iki katlı cumbalı evlerden , kıvrımlı sokaklardan ve ufak meydanlardan oluşuyor.
Rum mahallesi 1900’lü yılların başında geçirdiği büyük bir yangından sonra Amerika’dan gelen bir mimar tarafından tekrar planlanmış. Mahalle, antik kentlerin birçoğunda kullanılmış olan ızgara plana göre, birbirini dik kesen ve hemen hemen aynı genişlikteki sokaklarıyla yeniden kurulmuş. Aralarda herhangi bir meydan veya meydancık yok.

Merkez dışında herhangi bir toplu yerleşim yeri bulunmuyor. Yapı olarak sadece bağlar arasına kurulmuş bağ evlerine rastlanıyor. Bağ evleri görünüşlerine göre ikiye ayrılıyor. Çatısız tek katlı olanlarına “dam” , çatılı ve iki katlı olanlara “ kule” deniyor. Genelde taştan yapılan bu evler zamanında ada halkının bağda çalışırken konakladığı basit ve küçük yapılar. Ulaşımın sadece hayvanlarla yapıldığı zamanlarda ada merkezine gidip gelmeler vakit aldığı için özellikle bağ işlerinin yoğunlaştığı yaz döneminde buralarda kalınıyormuş. Çatısı olmayan damlarda gece yıldızlara bakarak uyunuyormuş. Müthiş değil miii...
  
Bağ evleri şimdi daha çok yazlık ev olarak kullanılıyor. Bir kısmı eski damların restorasyonuyla bir kısmı da sıfırdan ama ada mimarisine uygun inşa edilerek ortaya çıkıyor.
Son yıllarda özellikle büyükşehirlerden gelip yazlık ev yaptıranlar çok adada. Anıtlar Kurulunun belirlediği standartlar çercevesinde yapılan evler mimari çizginin korunmasını sağlıyor.


 
Daha fazla bilgi için Tıklayınız >>

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Peki ya senin yorumun?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...